HDI Sigorta Genel Müdürü Firuzan İşcan, NTV’de yayınlanan Noyan Doğan’ın sunduğu Bakış programında, yıl sonu sigorta poliçesi yenileme dönemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İşcan, sanayi ve ticari kesimde politika yenilemelerinin geleneksel olarak yıl sonuna yoğunlaştığını belirtirken, 6 Şubat depremlerinin ardından yaşanan sıkıntıların 2024 ve 2025 yıllarında sektördeki işbirliği sayesinde büyük ölçüde aşılmaya başladığını söyledi.
İşcan, programda yaptığı değerlendirmede, “Yıl sonları kurumsal poliçe yenilemelerinin yoğunlaştığı bir dönemdir. Bunun temelinde işletmelerin muhasebe uygulamaları ve yıllık giderlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi yatıyor. Büyük kurumsal müşterilerde poliçe dönemleri genelde 31 Aralık’ta kapanıp yeni yıl için yenileniyor” dedi.
İşcan, 6 Şubat depremlerinin ardından reasürans maliyetlerinde gözlenen yükselişin sektör üzerinde baskı yarattığını hatırlattı. O dönemde bazı işletmelerin teminat bulmakta veya mevcut teminatlarını yüksek fiyatlara yenilemekte zorlandığına işaret eden İşcan, şöyle konuştu:
“Deprem sonrası reasürans tarafında maliyetlerin yükselmesi söz konusuydu. Bu durum, bazı işletmelerin iki kat üç kat artan primlerle karşılaşmasına neden oldu. Ancak 2024 ve 2025 süreçlerinde sigortacılar, müşteriler ve reasürörler arasında sağlanan koordinasyonun etkisiyle hem kapasite hem de fiyatlamada olumlu bir iyileşme gördük.”
HDI Sigorta’nın bağlı bulunduğu uluslararası grup ve reasürans ilişkisinin önemine de vurgu yapan İşcan, 2025 yılı sonu itibarıyla uluslararası reasürans aktörlerinden Türkiye’ye yönelik pozitif sinyaller alındığını kaydetti. İşcan, bu doğrultuda 2026’da primlerde, işletmelerin sigorta bedellerindeki artışa paralel bir büyüme beklediğini, bunun üzerinde ani bir sıçrama olma olasılığının düşük olduğunu dile getirdi. Hatta bazı branşlarda primlerin enflasyonun altında seyredebilme ihtimalinin bulunduğunu söyledi.
Teminat bulunabilirliği ve risk yönetimi vurgusu
Programda teminat bulunabilirliği sorusuna geniş yer ayıran İşcan, genel görünümde teminat arayışında ciddi bir darboğaz olmadığını, ancak teminatın sağlanmasında işletmelerin risk yönetimi uygulamalarının belirleyici olduğunu ifade etti. İşcan, işletmelerin sahadaki uygulamalarına dair değerlendirmelerde şunları söyledi:
“Teminat sağlama konusunda ‘moralitesi yüksek’ yani işi, tesisini ve çalışan güvenliğini önemseyen işletmelerde bir sorun yok. Ancak uzun süre sigortalı olmasına rağmen sigortacının önerilerini uygulamayan, gerekli teknik ve idari önlemleri almayan ya da çalışanlarını bu konularda yeterince bilgilendirmeyen işletmelerde teminat vermekten kaçınmak durumunda kalabiliyoruz. Bu, teminat yokluğu değil; riskin yönetilmemesinden kaynaklanan bir tercihtir.”
İşcan, söz konusu işletmeler için sigortacıların önerdiği iyileştirmelerin makul süre içinde hayata geçirilmemesi halinde poliçelerde kısıtlama, muafiyet uygulanması veya teminatın bir kısmının sigortalının üzerinde bırakılması gibi çözüm yollarının devreye girdiğini belirtti.
Eksik sigorta sorunu ve enflasyon klose uygulamaları
Yüksek enflasyon dönemlerinde poliçe teminat bedelleri ile gerçek değerler arasındaki farkın büyüdüğünü hatırlatan İşcan, sigorta şirketlerinin poliçelerinde yaygın biçimde yer alan “enflasyon klose” (inflation clause) uygulamalarının bu sorunun yönetilmesinde etkili olduğunu söyledi. İşcan, “Enflasyon klose’ları sayesinde poliçeler yıl içinde kademeli olarak güncelleniyor; böylece yılsonunda teminatlar enflasyona karşı daha gerçekçi düzeylere ulaşabiliyor. Enflasyonun gerilemesiyle eksik sigorta kaynaklı sorunlarda azalma gördük” değerlendirmesini yaptı.
KOBİ’lerde farkındalık ve kayıtlılık riski
Sanayi sektöründe sigortalanma oranlarının yüksek olduğuna dikkat çeken İşcan, KOBİ’lerde ise sigorta açığının sürdüğünü vurguladı. Türkiye’de yaklaşık 4 milyon işletme bulunduğunu anımsatan İşcan, “Adetsel olarak büyük çoğunluğu KOBİ’ler oluşturuyor. Büyük sanayi kuruluşlarında sigortalılık yaygınken, küçük ve orta ölçekli işletmelerde sigorta oranlarının üçte bir civarında olduğunu görüyoruz” dedi.
KOBİ’lerdeki düşük sigortalanma oranının temel nedenleri olarak finansal ve sigorta okuryazarlığının yetersizliği, kayıt dışılık ve risklerin net tanımlanmasındaki eksiklikleri sıralayan İşcan, “Kadercilik yaklaşımı hâlâ yaygın; ‘bana bir şey olmaz’ düşüncesi işin içinde” ifadesini kullandı. Bu nedenle KOBİ’lere erişim ve bilinçlendirme çalışmalarının önemine işaret eden İşcan, sektörün acenteleri, brokerları ve diğer dağıtım kanallarıyla KOBİ’leri hedefleyen yoğun bir iletişim ve eğitim programı yürüttüğünü, fakat istenen etkiye henüz tam olarak ulaşılamadığını söyledi.
Sektörün 2025 performansı ve somut veriler
Programda, 2025 yılı performansına ilişkin gözlemlerini de paylaşan İşcan, yangın branşında prim büyüklüğünün yaklaşık %36 oranında arttığını ve bu artışın enflasyonun biraz üzerinde gerçekleştiğini belirtti. Ayrıca, prim bazlı büyümelere rağmen adet artışlarının sınırlı kaldığını; bunun da sigortalanma oranlarının artırılması yönündeki hedefler için yetersiz olduğunu vurguladı.
İşletmelere ve sektöre öneriler
İşcan, sektöre ve işletmelere yönelik önerilerini ayrıntılı olarak sıraladı:
– Poliçe yenileme sürecinde belgeler, teminatlar ve muafiyetler acente/broker/şirket yetkilileriyle titizlikle gözden geçirilmeli; poliçe koşulları işletme sahipleri tarafından aynen anlaşılmalı.
– İşletmeler, risk yönetimi kültürünü güçlendirmeli; iş sağlığı-güvenliği, tesis bakımı ve teknik önlemler, yangın güvenliği gibi somut yatırımlar yapılmalı.
– Sigorta şirketleri, acenteler ve brokerlar tarafından KOBİ’lere yönelik bilgilendirme ve eğitim faaliyetleri artırılmalı; sigorta okuryazarlığı yükseltilmeli.
– Sigorta, maliyet kalemi olarak görülmek yerine işletmenin sürekliliğini sağlayan stratejik bir koruma aracı olarak değerlendirilmelidir.
Programın sonunda İşcan, “Amaç hasarın en düşük düzeyde atlatılması ve işletmelerin üretime mümkün olan en kısa sürede dönmesidir. Sigortacılar olarak biz de bu hedef doğrultusunda uzmanlığımızı masaya koyuyoruz” ifadesiyle sözlerini tamamladı.
