Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Yönetim Kurulu Üyesi Erol Öztürkoğlu, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde Kahramanmaraş’ta SİGORTAOKU.com’a yaptığı değerlendirmede, sigorta sektörünün mevcut durumunu ve özellikle hayat sigortalarının Türkiye’deki yetersiz penetrasyonunu ele aldı. Depremlerin yarattığı can kayıpları ve ekonomik sonuçların, hayat sigortalarının önemini bir kez daha ortaya koyduğunu vurgulayan Öztürkoğlu, “Hayat tarafında hâlâ çok yolumuz var” dedi.
Depremlerde 40-50 bin kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatan Öztürkoğlu, bu kayıpların yalnızca insani değil, aynı zamanda ciddi bir ekonomik boyutu olduğuna dikkat çekti. “Bu insanların yerine konması mümkün değil. Ancak onların geride bıraktığı ekonomik boşluğu da tam olarak ölçemiyoruz” diyen Öztürkoğlu, sakat kalan bireylerin, iş gücü kaybının ve yarım kalan hayat planlarının Türkiye için uzun vadeli maliyetler oluşturduğunu söyledi.
Hayat sigortalarının bu noktada kritik bir güvence sunduğunu vurgulayan Öztürkoğlu, mevcut tabloda ödenen tazminatların, yaşanan kayıplarla kıyaslandığında oldukça sınırlı kaldığını ifade etti. “Nüfusla penetrasyon oranlarına baktığımızda, hayat sigortalarının toplam tablo içindeki payı çok küçük bir parçada kalıyor” dedi.
Hayat Sigortası Krediyle Sınırlı Kalmış Durumda
Türkiye’de hayat sigortalarının büyük ölçüde kredi bağlantılı ürünlerden oluştuğunu belirten Öztürkoğlu, bu durumun sigortalılık bilincinin henüz istenilen seviyeye ulaşmadığını gösterdiğini söyledi. “Bugün baktığımızda hayat sigortalarının yüzde 70-80’i kredi hayat sigortalarından oluşuyor. Bu elbette olumlu; en azından borçlar geride kalanlara yük olmuyor. Ancak bilinçli bir finansal planlama kapsamında yapılan hayat sigortalarını henüz yaygın şekilde göremiyoruz” diye konuştu.
Deprem bölgesinde sigortalılık oranlarında artış gözlemlendiğini ancak bunun hayat sigortalarına yeterince yansımadığını dile getiren Öztürkoğlu, “Konut sigortalarında ve genel sigortalılık penetrasyonunda bireysel anlamda yaklaşık yüzde 30’a yakın artış var. Ancak hayat tarafında bu artış maalesef aynı ölçüde değil” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye Toplu Afet Riski Taşıyan Bir Ülke”
Türkiye’nin yalnızca deprem değil, birçok farklı afet riskiyle karşı karşıya olduğunu hatırlatan Öztürkoğlu, sigortanın sadece mal varlığı değil, doğrudan insan hayatını koruyan bir enstrüman olarak görülmesi gerektiğini vurguladı. “Toplumda sigorta denince hâlâ ilk akla gelen araba, konut gibi varlıklar oluyor. Oysa insanın kendisini ve çocuklarını bunlardan öne koyması gerekiyor” dedi.
Hayat, sakatlık ve gelir kaybı risklerinin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Öztürkoğlu, “Vatandaşlarımızın hem ticari risklerini hem de hayat risklerini öngörerek sigorta yaptırmaları, yaşam kalitelerini ve gelecek nesillerin güvenliğini korumak açısından çok önemli” ifadelerini kullandı.
Sigortalılık Olsaydı Kaynaklar Farklı Kullanılabilirdi
6 Şubat depremlerinin ülke ekonomisine 100 milyar doların üzerinde bir maliyet oluşturduğunu hatırlatan Öztürkoğlu, bu tutarın yalnızca yaklaşık 5 milyar dolarlık kısmının sigorta kapsamında karşılanabildiğine dikkat çekti. “Gönül isterdi ki bu kaybın 25-30 milyar doları, hatta 50 milyar doları sigorta yoluyla karşılanabilsin. O zaman ülke kaynakları çok daha farklı alanlara yönlendirilebilirdi” dedi.
Bu tablonun, sigortanın özellikle hayat branşında yaygınlaşmasının neden hayati olduğunu net biçimde ortaya koyduğunu belirten Öztürkoğlu, sigortalılık oranlarının artmasının yalnızca bireyler için değil, ülke ekonomisi için de stratejik önem taşıdığını vurguladı.
Zorunlu Afet Sigortası ve Hayat Sigortası İlişkisi
Gündemde yer alan zorunlu afet sigortasına dönüşüm tartışmalarına da değinen Öztürkoğlu, hayat sigortalarının bu sürece aşamalı olarak entegre edilebileceğini ifade etti. “İlk aşamada farklı branşlar ve çeşitli teknik zorluklar var. Ancak uzun vadede hayat sigortalarının da bu çerçevede ikinci bir başlık olarak ele alınması gerekiyor” dedi.
“Bilinç Zamanla Oluşacak”
Sigortanın toplumda hâlâ mal üzerinden tarif edildiğini belirten Öztürkoğlu, bu algının değişmesi gerektiğini söyledi. “Can sigortası kavramı hâlâ yeterince içselleştirilmiş değil. Bu bir kültür meselesi ve zaman içinde oluşacak” değerlendirmesinde bulundu.
TSB olarak bu bilinç dönüşümünü sağlamak amacıyla çalışmalar yürüttüklerini belirten Öztürkoğlu, geçen yıl düzenlenen arama toplantılarıyla hayat sigortalarının yaygınlaştırılmasına yönelik yol haritaları üzerinde çalışıldığını da sözlerine ekledi.
Sektör 2026’ya Daha Öngörülebilir Giriyor
Öztürkoğlu, genel sigorta sektörüne ilişkin değerlendirmesinde ise sektörün 2025 yılını büyüme ve finansal sonuçlar açısından tatmin edici bir noktada kapattığını söyledi. “Sigorta sektörü şikâyet edecek bir konumda değil” diyen Öztürkoğlu, 2026 yılına daha öngörülebilir bir ekonomik ortamda girildiğini, ancak küresel risklerin yakından izlenmesi gerektiğini belirtti.
