AXA Sigorta Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, katıldığı televizyon programında bireysel emeklilik sistemi (BES) başta olmak üzere sigorta sektörünün mevcut görünümünü ve 2026 yılına ilişkin beklentilerini değerlendirdi. BES’te devlet katkı oranının yüzde 30’dan yüzde 20’ye düşürülmesine yönelik düzenlemeyi “psikolojik etkisi olabilir ama matematiği hâlâ güçlü” sözleriyle yorumlayan Ölken, tasarrufun zorunlu hâle geldiği bir ekonomik dünyada bireysel emeklilik sisteminin öneminin daha da arttığını vurguladı.
Bireysel emeklilik sisteminin yalnızca devlet katkısı üzerinden okunmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirten Ölken, BES’in uzun vadeli tasarruf ve yatırım aracı olarak sunduğu avantajlara dikkat çekti. Devlet katkısının yüzde 20’ye düşmesinin sistemin cazibesini ortadan kaldırmadığını ifade eden Ölken, “Bugün yıllık brüt asgari ücretin yüzde 20’si kadar devlet katkısı hâlâ otomatik bir getiri anlamına geliyor. Bu azımsanacak bir oran değil” dedi.
Mevcut uygulamada yıllık yaklaşık 396 bin lira katkı payı yatıran bir katılımcının, devlet katkısıyla yaklaşık 80 bin lira ilave kazanç elde ettiğini hatırlatan Ölken, fon getirileriyle birlikte BES’in toplam getirisinin birçok yatırım aracının üzerine çıkabildiğini söyledi. “Yüzde 40’lara varan ortalama fon getirileriyle birlikte bakıldığında, yüzde 20 devlet katkısı BES’i hâlâ son derece cazip kılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Asıl mesele katkı oranı değil, tasarruf disiplini”
Devlet katkısındaki düşüşün kısa vadede algısal bir etki yaratabileceğini kabul eden Ölken, ancak sistemin özünün katılımcının kendi tasarrufu olduğunu vurguladı. “Katkı oranı yüzde 30 da olsa, yüzde 20 de olsa, esas olan bireyin kendi birikimini disiplinli şekilde sistemde tutması” diyen Ölken, otomatik katılım ve BES’in birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
Tasarruf etmeyen bireylerin gelecekte finansal güvence sağlamasının giderek zorlaştığını belirten Ölken, “Makroekonomik belirsizliklerin bu kadar arttığı bir dünyada, bireysel emeklilik sisteminin devam etmesi ve güçlenmesi gerekiyor. Kimsenin moralini bozmasına gerek yok, herkes kendi matematiğini yapmalı, rakamlarla bakıldığında sistem hâlâ çok değerli” dedi.
Sigorta sektörü 2025’i nasıl kapattı?
Sigorta sektörünün 2025 performansını da değerlendiren Yavuz Ölken, hayat ve hayat dışı branşlarda enflasyonun üzerinde büyüme kaydedildiğini söyledi. Bu durumun sigortalılık oranlarının kademeli olarak arttığını gösterdiğini belirten Ölken, 2025’in ikinci yarısından itibaren fiyatlamalarda “soft market” sürecine girildiğini ifade etti.
Ölken’e göre, reasürans kapasitesindeki daralma nedeniyle 2023-2024 döneminde yükselen fiyatlar, 2025’in ikinci yarısında aşağı yönlü ivme kazandı. Ancak fiyatların normalleşmesi, özellikle yüksek enflasyon ortamında teknik zararı beraberinde getirdi. Sektörün teknik olarak zarar yazmasına rağmen, güçlü finansal gelirlerle yılı kârlı kapattığını belirten Ölken, “Faaliyet tarafında zarar var ama finansal gelirler sayesinde sektör güçlü bir bilanço ile yoluna devam ediyor” dedi.
“En büyük sorun müşteri sayısını yeterince artıramıyoruz”
Sigorta sektörünün önündeki en büyük zorluklardan birinin müşteri sayısındaki artışın sınırlı kalması olduğunu vurgulayan Ölken, büyüme için en önemli fırsatın da burada yattığını söyledi. Ekonomik toparlanma, satın alma gücünün artması ve sigorta bilincinin yükselmesinin bu noktada kritik olduğunu belirten Ölken, 2026’ya sektör olarak güçlü sermaye yapısıyla girildiğini ifade etti.
AXA Türkiye’nin ise 2025 yılında sektörden pozitif ayrıştığını belirten Ölken, hayat, hayat dışı, sağlık ve bireysel sigortalarda pazar payı kazandıklarını, 2026’ya müşteri odaklı ürün ve fiyatlama modelleriyle başladıklarını söyledi.
Belirsizlikler artıyor, senaryolar çoğalıyor
Küresel ekonomide belirsizlik endekslerinin tarihi yüksek seviyelere ulaştığına dikkat çeken Ölken, bu ortamda tek senaryoyla yönetim anlayışının mümkün olmadığını vurguladı. AXA Türkiye’nin artık iyi, orta ve zorlu olmak üzere üç farklı senaryoyla yıla başladığını belirten Ölken, “Hızlı karar alabilen, çevik organizasyonlar ayakta kalacak” dedi.
Makroekonomik göstergelerin yanı sıra müşteri ve dağıtım kanallarının davranışlarındaki değişimin de yöneticiler için büyük bir sınav olduğunu dile getiren Ölken, “Artık sabit bir rota yok. Sürekli adapte olmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
Sigortanın ekonomideki stratejik rolü
Sigortanın yalnızca hasar ödeyen bir mekanizma olmadığını vurgulayan Ölken, ekonomik istikrar ve toplumsal güven açısından kritik bir rol üstlendiğini söyledi. 2023 depremlerini örnek gösteren Ölken, sigortalanma oranlarının düşük olması nedeniyle oluşan 100 milyar dolarlık kaybın yalnızca küçük bir kısmının sigorta sistemi tarafından karşılanabildiğini hatırlattı.
Türkiye’de KOBİ’lerin yalnızca yüzde 27’sinin sigortalı olduğuna dikkat çeken Ölken, otomobil, konut ve sağlık sigortalarında da benzer şekilde ciddi bir koruma açığı bulunduğunu ifade etti. “Sigortalanma oranları yükseldikçe hem bireylerin hem kamunun yükü hafifler, fiyatlar daha erişilebilir hâle gelir” dedi.
Dijitalleşme ve müşteri empatisi öne çıkıyor
Müşteri beklentilerindeki hızlı değişimin sektörü kökten etkilediğini belirten Ölken, sade ürünler, hızlı süreçler, dijital kanallar ve güçlü acente yapısının artık vazgeçilmez olduğunu söyledi. AXA Türkiye’nin bu yaklaşımı “müşteri empatisi” olarak tanımladığını belirten Ölken, “Ürünü değil, ihtiyacı merkeze alıyoruz. Hasardan ürün geliştirmeye kadar her aşamada müşterinin nasıl çözüm istediğini dinliyoruz” dedi.
Yapay zekâ, veri bilimi ve dijital çözümlere yatırım yapmayan şirketlerin önümüzdeki dönemde zorlanacağını vurgulayan Ölken, 2030’a giden yolda müşteri odaklı dönüşümü tamamlayan şirketlerin avantaj sağlayacağını sözlerine ekledi.
