Şirketlerin işletme sermayesini nakde dönüştürme süresi uzamaya devam ediyor. Küresel ölçekte faaliyet gösteren ticari alacak sigortası şirketi Allianz Trade’in yayımladığı son araştırmaya göre, şirketlerin üretim ve tedarik süreçlerinde harcadıkları nakdi yeniden satış gelirine dönüştürme süresi 2025 yılında ortalama 67 güne yükseldi. Böylece küresel nakit dönüşüm döngüsü (Cash Conversion Cycle-CCC), son 10 yıl ortalamasının yaklaşık 3 gün üzerine çıkarak pandemi sonrası oluşan yüksek seviyesini korudu.
Rapor, küresel ekonomide yaşanan değişimin şirketlerin çalışma sermayesi yönetimini de kökten dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Artık işletmeler maliyet optimizasyonundan çok tedarik güvenliğine odaklanırken, daha yüksek stok seviyeleri finansal dayanıklılığı artırsa da nakde dönüşüm süresini uzatıyor.
“Tam zamanında üretim” dönemi geride kalıyor
Allianz Trade’in analizine göre nakit dönüşüm döngüsündeki artışın temel nedeni şirketlerin stoklarını artırması oldu. Jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri kırılmaları ve küresel ticarette yaşanan belirsizlikler nedeniyle işletmeler “just-in-time” (tam zamanında üretim) modelinden uzaklaşarak “just-in-case” (her ihtimale karşı hazır olma) anlayışına yöneliyor.
Rapora göre küresel stok devir süresi (DIO) 53 günde kalırken, pandemi öncesindeki 48 günlük ortalamanın belirgin şekilde üzerinde seyrediyor. Buna karşılık alacak tahsil süreleri (DSO) şirketlerin nakit akışı üzerinde ilave baskı oluşturmuyor. Küresel ödeme vadeleri 56,5 gün seviyesinde dengelenmiş durumda.
Allianz Trade İflas Araştırmaları Baş Analisti Maxime Lemerle, işletmelerin artık sadece maliyet avantajını değil, tedarik zinciri güvenliğini de öncelik haline getirdiğini belirterek, daha yüksek stok seviyelerinin kısa vadede sermayeyi bağladığını ancak şirketlere küresel şoklara karşı önemli bir esneklik kazandırdığını ifade etti.
Sektörler arasında belirgin ayrışma
Araştırma, tüm sektörlerin aynı ölçüde etkilenmediğini de gösteriyor. İncelenen 20 sektörün 12’sinde nakit dönüşüm döngüsü uzarken, 8 sektörde iyileşme görüldü.
En dikkat çekici gelişmeler şöyle sıralandı:
- Otomotiv tedarikçilerinde nakit dönüşüm döngüsü 4 gün uzadı.
- Kağıt, metal ve tekstil sektörlerinde işletme sermayesi ihtiyacı arttı.
- Ulaşım ekipmanlarında nakit dönüşüm süresi 6 gün kısaldı.
- Bilgisayar ve telekomünikasyon sektöründe 4 günlük iyileşme yaşandı.
- Enerji sektöründe ise nakde dönüş süresi 3 gün kısaldı.
Lemerle’ye göre özellikle tedarik zincirindeki parçalanmadan en fazla etkilenen sanayi ve ara malı üreticileri daha yüksek stok tamponları oluştururken; enerji, dijital altyapı ve ulaşım ekipmanları gibi stratejik sektörler güçlü fiyatlama kabiliyetleri ve yapısal talep sayesinde işletme sermayelerini daha verimli yönetmeyi başardı.
2026 beklentisi: Baskı sürecek ancak sınırlı kalacak
Allianz Trade, 2026 yılında küresel nakit dönüşüm döngüsünde yeni bir artış beklemekle birlikte bunun kontrol altında kalacağını öngörüyor. Şirket, enerji güvenliği, stratejik stok politikaları ve tedarik zinciri dayanıklılığına yönelik yatırımların stok seviyelerini yükseltmeye devam edeceğini ancak yapay zekâ altyapıları ve veri merkezi yatırımlarının özellikle teknoloji sektörlerinde nakit akışını destekleyerek bu baskıyı dengeleyeceğini değerlendiriyor.
Rapora göre stok devir süresindeki her ilave 1 günlük artış, küresel nakit dönüşüm döngüsünü ortalama 1,16 gün uzatıyor. Buna rağmen 2022 yılında yaşanan tedarik zinciri şokundaki kadar sert bir bozulma beklenmiyor.
Ticari alacak sigortasının önemi artıyor
Uzayan nakit dönüşüm süreleri, şirketlerin işletme sermayesi yönetimini daha kritik hale getirirken ticari alacak sigortasının da önemini artırıyor. Tahsilat sürelerinin uzaması, stoklara daha fazla sermaye bağlanması ve küresel belirsizliklerin devam etmesi, özellikle ihracat yapan ve uzun vadeli satış gerçekleştiren şirketler açısından nakit akışının güvence altına alınmasını stratejik bir ihtiyaç haline getiriyor.
Allianz Trade’in araştırması, küresel ekonomide yeni dönemin yalnızca üretim ve ticaret modellerini değil, şirketlerin finansman yönetimi anlayışını da değiştirdiğini ortaya koyuyor. Dayanıklılık odaklı iş modelleri yaygınlaşırken, işletme sermayesini etkin yönetebilen şirketlerin rekabet avantajı elde edeceği öngörülüyor.
